Haber

Nemo Tenetur ve susarak savunmak

Nemo tenetur…“Susarak” yaşamak zorunda bırakılanların korkularından kurtulma mücadeleleri ve fısıldaşmalarından doğmuş bir ilkedir.

“`html

Konuşamamak: Suskunluğun ve Korkunun Tarihsel Anlamı

İletişim biçimlerinin evrimi: Susmak, konuşmak, ya da fısıldaşmak… Her biri farklı anlamlar taşıyan bu yöntemler, geçmişteki baskılarla şekillendi.

En karanlık dönemlerde insanlar, korku nedeniyle seslerini kısıp fısıldaşmak zorunda kalmışlardı.

Suskunluk, bu dönemde korkuyu beslemişti. Tutuklanmış bireyler hakkında konuşmak tehlikeli bir eylem haline gelmiş; aile içinde gelen mektuplar gizlenmiş ve çocuklardan saklanmıştır. Zira, insanlar bilmekteydi ki, “yerin kulağı vardı!”

O günlerin tanıkları, yaşadıklarını şu şekilde aktarıyor: Rezeda Taysina, 1936’da babası tutuklandığında onların büyüdüğü ortamı şöyle yorumluyor: “Ağzımızı sıkı sıkı kapatmamız gerektiğini öğrettiler. Çünkü başımız dertte olabilirdi.” Sürekli olarak annesinin, tanıdıkların arasında bir muhbir olabileceği endişesiyle büyüdü. Komşularımıza, özellikle polise karşı beslediğimiz korku içimizde yer etti; hala bir kalabalıkta sesimi çıkaramıyorum. Büyüdüğüm çevre, kişiliğimin temel taşlarını oluşturdu. Bir polis gördüğümde hala titremeye başlıyorum.

Marya Drozdova, bu suskunluğun toplum üzerindeki etkisini şöyle anlatıyor: “Tanıdıklar arasında siyasi konuları konuşmama konusunda gizli bir anlaşma vardı. Herkes tutuklanma korkusuyla kendi arkadaşlarını bile ihbar etmekten çekinmezdi. Böyle bir ortamda birine siyasi görüşlerinizi açmak, muhbir şüphesinin doğmasına neden oluyordu. Sessiz kalmak, kayıplar karşısında gösterilen yaygın bir tepkidir.” Emma Gerştayn, ünlü şair Mendelştam’ı anlatırken onun dostlarına dair konuşmadığını vurguluyor: “Artık aramızda olmayanları dile getirmezdik. Sadece gözyaşları dökülürdü.”

Geçmişle yüzleşen insanlar, yıllar boyunca susarak var oldular.

15 Haziran 1215 tarihinde Thames Nehri kıyısında Magna Carta Libertatum imzalanmıştı. O zamanlar pek dikkate alınmamış olsa da, günümüzde geçerliliğini hala sürdüren bu 63 maddelik sözleşme, insan hakları ve hukuk sistemleri için önemli bir referans noktasıdır. Sözleşme, “Özgür bir birey, yasal karara veya ülkenin yasalarına göre aleyhine bir muhakeme olmadan tutuklanamaz veya hapse atılamaz” der.

Tarihin bu önemli dönüm noktası, baskıya karşı duruş anlamında bir akord oluşturmuştur.

Savaşa giren birçok insan, baskılara maruz kalırken, “susma hakkı” hakkında bir sorgulama yapılabilir mi? Susmak, suçun kabullenişi midir? Suskun birey, suçlu kabul edilir mi?

Latince bir ifadeyle; Nemo tenetur se ipsum accusare… Hiç kimse kendi kendini suçlamak zorunda değildir.

Artık, suça karşı sessiz kalmak bir savunma aracı olarak değerlendirilmektedir. Suçun ispatına dair nemo tenetur ilkesi, hem soruşturma hem de yargılama süreçlerinde geçerliliğini korur.

Bu ilke, herkes için tanınan bir hak olarak sanığı koruyan bir güvencedir. Sonuç olarak, yargılama sürecinde bireyler kendi “masumiyetlerini” ispatlamakla yükümlü değildir.

Onlar, yargıya yardımcı olmak zorunda değillerdir. İddianamenin ispatı savcılığın sorumluluğudur. Davanın sürecinde sanıkların sessiz kalmaları, aleyhlerine bir delil olarak kabul edilmez. Bu bağlamda, sanıkların hakları doğrultusunda nasıl cevap vereceğine dair karar alma özgürlüğü onlara aittir; söz konusu ifadeyi vermek istemezlerse bunu yapma hakları vardır.

Susmak, kabullenmek demek değildir; bu bir savunma yöntemidir.

Herhangi bir savunma yöntemi seçilmiş olsun, bu doğrultuda susma hakkını kullanmak bir mahkumiyet sebebi olarak değerlendirilemez.

Sonuç olarak; nemo tenetur se ipsum accusare…

“Hiç kimse kendisini suçlamak zorunda bırakılmamalıdır.” Bu ilke, susma hakkının ifadesidir.

Susma hakkı, bireyler için tanınan temel bir haktır ve kişisel savunmayı güvence altına alır.

Bir birey, kendi isteği doğrultusunda açıklama yapmak isterse, bu ifade mahkeme tarafından bir beyan olarak değerlendirilecek ve hukuki çerçevede ele alınacaktır.

Bu beyan, bireyin özgür iradesiyle gerçekleştirilmelidir; yasadışı yollarla elde edilen ifadeler ise delil olarak dikkate alınamaz.

Devlet, Anayasa ile güvence altına alınan suç ve cezaya ilişkin esaslar arasında Nemo tenetur ilkesini benimsemektedir. Hiç kimse, kendisi veya yakınları aleyhinde beyanda bulunmaya ya da delil sunmaya zorlanamaz (Anayasa Madde 38/5).

Bu ilke, bireylerin kendilerini ve yakınlarını suçlamaktan koruma hakkını sağlamaktadır.

Sonuç olarak, birey kendisine ait olan sırları açıklamak zorunda değildir.

Nemo tenetur ilkesi, adil yargılanma hakkının bir yansımasıdır. Bu ilke, sanıkların masumiyetlerini güvence altına alır.

Susma hakkı etkin bir şekilde kullanılmak üzere Anayasa ve diğer yasalarla korunmaktadır. Ceza yargılamasının başlamasıyla, iddianame sanığa okunur ve suçlamanın hukuki gerekçesi mahkeme tarafından izah edilir.

Duruşmalar etkin ve adil bir biçimde yürütülmelidir!

Duruşma tutanaklarında her şey kaydedilmelidir; bu, adil yargılanmanın temel gerekliliklerinden biridir.

Sessiz kalan ya da konuşmayan sanıklara karşı önyargı ile yaklaşmak, insan hakları ihlali teşkil eder.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 2019/31, K. 2019/309, 11.04.2019 tarihli kararında “susma hakkı” ile ilgili yapılan yorumlar oldukça değerli:

“Ceza muhakemesi sisteminde delillerin sanık lehine yorumlanması ilkesi geçerlidir. Bu ilke, susma hakkının en temel yansımalarından biridir. Sanığın, medeni yargılama kuralları çerçevesinde kendisini suçlayacak açıklamalar yapmaya zorlanmaması esastır…”

Susma, bireyin suça karıştığı anlamına gelmez. Susma hakkı, mahkeme tarafından aleyhine delil oluşturamaz.

Sanık, soru sorulduğunda sessiz kalmayı tercih ederse, bu durum aleyhine bir sonuç doğurmamalıdır. Mahkeme, sanığın tutumunu olumsuz bir çerçevede değerlendiremeyecektir.

Ceza muhakemesinde, insanlara herhangi bir yöntemle delil elde etme hakkı tanınmamaktadır. Anayasa’da bu durum açıkça belirtilmiştir: “Hiç kimse kendisini ve yakınlarını suçlayacak bir ifade vermeye zorlanamaz.”

Görüldüğü gibi, yargılama sürecinde alınan tüm bu önlemler, adaleti sağlamak amacıyla hayata geçirilmiştir.

Susmak, zorunlu bir savunma biçimidir; bu davranış bireylerin kendini koruma hakkının bir sonucudur.

Yine de, Nemo tenetur… “Susarak” yaşamak zorunda kalanların özgürlük mücadelesinin bir simgesidir.

Söz söylemenin, yazmanın ve suçlamalara karşı sessiz kalmanın binlerce yıllık bir geçmişi vardır. Susmak, kabul etmek değil, özgür bir savunma yöntemidir; bireylerin insan hakkıdır.

1. Orlando Fıges. Karanlıkta Fısıldaşanlar. YKY. İstanbul, Ocak 2011. Sayfa 291-292
2. Hikmet Temel Akarsu. Magna Carta. Edebiyatta Hukuk. Papirüs Yay. İstanbul, Şubat 2023. S.76

(Fİ/NÖ)

“`